Yaşlılık, çağımızda sorun olarak ele alınan yaşlanma olgusunun oldukça uzun bir dönemidir. Yaşlılık bireysel bir değişim olarak kişinin fiziki ve ruhsal yönden gerilemesi olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle yaşlılık, zaman faktörüne bağlı olarak kişinin değişen çevre koşullarına uyum sağlama gücü ve organizmanın dış ve iç etmenler arasında denge sağlama potansiyelinin azalmasıdır. Büyüme ve gelişmenin tamamlanmasından sonra tüm doku ve organların gün geçtikçe yapılarında yıpranma ve fonksiyonlarında azalma başlamakta ve yaşlanma sürecine girilmektedir. Yaşlılığı yıllarla sınırlamak çok zordur. Kronolojik olarak yaşlanmanın kesin sınırı yoktur. Ancaz bir sınırlama yapmak gerekirse 45-59 yaş arası orta yaş , 60-74 yaşlı, 75 yaş ve üzeri ileri yaşlılık olarak kabul edilebilir.
Dünya Sağlık Örgütü 65 yaş ve üzerini yaşlı grup olarak kabul etmektedir. Biyolojik yaş kronolojik yaşla eş anlamlı değildir. Biyolojik yönü ile ele alınırsa yaşlanma organlar düzeyinde fonksiyon azalması, doku ve hücre düzeyinde ise histolojik değişmeler şeklinde görülür. Yaşlılık, çeşitli duyularda duyarlılığın vücut sistemlerindeki performansın, mental verimliliğin azalması ve hafızanın gerilemesidir.
Yirminci yüzyılın başında beklenen yaşam süresi, ortalama 45-47 yıl iken, günümüzde, gelişmiş ülkelerin çoğunda bu süre 75 yılı aşmış bulunmaktadır. Demograflar 2000 yılında 80 yaş üzeri nüfusun 1970’li yıllara göre iki katına çıkacağını varsaymaktadırlar. Bugün ülkemizde 60 yaş üzeri nüfus 5 milyona yaklaşmıştır.
Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki bu artışına bağlı olarak nüfus piramidi de değişmektedir.



